• Nisan 12, 2023

Semantik doygunluk nedir?

Semantik doygunluk nedir?

Semantik doygunluk, bir kelimenin kesintisiz tekrarının sonucunda kelimenin anlamsızlaşmaya başladığı bir olguyu tanımlamak için kullanılıyor. Yaşadığınızda nasıl adlandıracağınızı bilmediğiniz bu terim “anlamsal doygunluk” olarak tanımlanıyor.

Tarihsel olarak anlamsal doygunluk kavramı bir kelimeye uzun süre maruz kalmanın sonucu olarak ortaya çıkan özel anlam kaybına atıfta bulunmak için kullanılmaya başlıyor. İlk tanımlaması Hawaii Üniversitesi’nde psikoloji profesörü olan Leon Jakobovits tarafından 1962 yılında McGill Üniversitesi’ndeki doktora tezinde yapılıyor.

Çoğu insan için semantik doyumu deneyimlemek oldukça eğlencelidir. Bunu yapmak için tek bir kelimeyi ardı ardına tekrarlamak ve gerçek bir kelime gibi hissetmeyi bırakmak yeterlidir. Bununla birlikte bu fenomen daha başka şekillerde de ortaya çıkabilir. Öyle ki yazarlık eğitmenleri kelimeleri sıklıkla kullanmak konusunda öğrencilerini anlam kaybı yaşamaması için uyarırlar. Yoğun çağrışımlar ve kötü söz içeren kelimeler gibi “güçlü” kelimelerin de aşırı kullanımı anlamsal doyuma kurban gidebilir ve yoğunluklarını kaybedebilir.

Hemen hemen her kelimede anlam yoğunluğu yaşanabilir ancak bazı kelimeler güçlü çağrışımlara sahiptir ve anlamlarını diğerlerinden daha hızlı kaybeder. Örneğin “internet” kelimesi daha güçlü bir çağrışıma sahiptir ancak “anlamsal” kelimesi daha hızlı bir şekilde anlam kaybına dönüşür.

Semantik doygunluğun arkasındaki neden

Bir kelime duyduğumuzda, okuduğumuzda ya da bir kelimeyi söylediğimizde beynimiz aslında onun sesini dinlemiyor. Daha ziyade bu sesleri fikre çevirerek anlamlandırıyor. Bu fikir sonucunda daha karmaşık bir fikir oluşturmak için başka kelimelerle bir araya getiriliyor. Bununla birlikte bir kelimeyi birkaç kez tekrarladığımız zaman beynimiz onu bir kelime olarak algılamayı bırakarak seslere ayırıyor. Bu sesler de elbette anlamdan bağımsız olarak yankılanmaya başlıyor. İşte tam da bu sebepten normal bir kelime kulağa anlamsız gelmeye başlıyor.

Şöyle düşünelim, beynimiz sözcükleri alma ve bunlarla ilişkili bir kavramı anlama konusunda inanılmaz bir yeteneğe sahip. Örneğin “kalem” kelimesini düşünmeye çalıştığınızda aklınızda hemen bir kalem görüntüsü canlanıyor. Arka planında size özel renk ve şekil gibi detaylar değişiyor ancak buna rağmen kelimeye bakmanız bile sizin onu düşünmenize sebep oluyor.

Ancak aktif bir şekilde kelimeyi tekrarladığımız zaman beyin “kalem” kelimesi üzerine odaklanıyor ve doğru çağrışımı bulmak için çabalıyor. Kelimeyi, tonlamasını, sesini, içerdiği harfleri vb. düşününce kalem fikri devreden çıkıyor ve geride yalnızca bir kelime kalıyor. Bu nedenle anlamsız gelmeye başlıyor.

İlginç bir şekilde anlamsal doygunluk fikri, özellikle kekemeliğin düzeltilmesi ve konuşma kaygısının azaltılması için kullanılıyor. Belirli kelimelerin tekrarı ile anlamsal doygunluk kazandırılıyor ve böylece konuşma sırasında tetiklenen olumsuz anıların ve duyguların yok olması sağlanıyor.

İşte hepimizin yaşadığı ama anlamlandıramadığı bu davranış “semantik doygunluk” olarak adlandırılıyor. Evet, ilk bakışta garip gelen bu durum profesyoneller tarafından öğretici ve tedavi edici teknikler olarak sıklıkla kullanılıyor. Beynimizin bilişsel yeteneklerinin ne kadar gelişmiş olduğunu anlamamıza sebep olan bu durum bizlere daha çözülmesi gereken çok fazla gizem olduğunu hatırlatıyor.