• Mart 21, 2023

Eduard Einstein ve trajik yaşam öyküsü

Eduard Einstein ve trajik yaşam öyküsü

Eduard Einstein, babası Albert Einstein gibi tarihin en ünlü bilim insanlarından biri olmayı istiyordu ancak tarih onu hayatının trajik öyküsü ile anmaya devam ediyor.

Herkes Albert Einstein’in kim olduğunu biliyor. İzafiyet teorisini ve “e=mc2” denklemini keşfetmesiyle birlikte asla unutulmayacak keşiflere imza attı. Bilim adına yaptığı çalışmaların yanı sıra hayatıyla da sık sık gündeme geldi. Bunun sebebi ise hayatının drama, skandal ve sürprizlerle dolu olmasıydı. Albert Einstein’in “unutulmuş oğlu” olarak bilinen Eduard Einstein ise bu hayatın yalnızca üzücü bir parçasıydı.

Albert Einstein ve Eduard’ın annesi Milea Maric, 1986 yılında Zürih Politeknik Enstitüsü’nde tanıştı. Milea, fizik bölümündeki tek kız öğrenciydi ve Albert Einstein’ın ilk karısı olacaktı. Çift, 1903 yılında evlendi. Bu evlilikten üç çocuk dünyaya geldi. Çocuklarından birisi Lieserl, gizemli bir öyküye sahipti, rivayetlere göre kaçırılmıştı, evlatlık verilmişti ya da ölmüştü. 1904 yılında Hans ve 1910 yılında ise Eduard dünyaya gelmişti.

Çocuklar doğduktan sonra aile Berlin’e taşındı. Eşi, burada Einstein’ın tavırlarından rahatsız oldu ve çocukları alarak 1914 yılında tekrar Zürih’e döndü. Ayrılmışlardı ancak çocukları birlikte büyütmeye gayret ediyorlardı. 1919 yılında Einstein karısından boşandı ve kuzeni Elsa ile evlendi. Bu boşanma çocukları da derinden etkiledi.

Eduard Einstein hakkında

Hans ve Eduard yaşamlarına devam ediyordu ancak Eduard çocukluğunda başlayan sağlık problemleriyle mücadele etmeye çalışıyordu. Öyle ki hiçbir zaman aile gezilerine katılamayan ve kendini güçsüz kılan bir hastalık nöbeti geçiriyordu. Hatta babası Einstein 1917 yılında yazdığı bir mektupta oğlu için endişelerini şu cümlelerle kaleme dökülmüştü:

“Küçük oğlumun durumu beni çok üzüyor, tam gelişmiş olması mümkün değil.”

Tüm bunlara rağmen Eduard, gelecek vaat eden, şiire, piyanoya ve psikiyatriye ilgi duyan bir çocuktu. Sık sık hasta olmasına karşın hep A notu alıyordu ve psikiyatrist olmak için Zürih Üniversitesi’ne kaydoldu. Abisi, Eduard kadar eğitime meraklı değildi ancak Eduard babasına ve bilime saygı duyuyordu.

Eduard Einstein
Görsel Kaynak

Einstein, soğuk bir bilimsellikle “hayatı henüz keşfetmemişken hayattan kopması onun için daha iyi olmaz mıydı?” diye düşünüyordu ancak babalık iç güdüsü baskın geldi ve onun için elinden gelen her şeyi yaptı. En iyi bakımlar, en faydalı tedaviler ve sanatoryum ziyaretlerine kadar ona eşlik etti. Öyle ki Eduard bazen bu durumdan yakındı ve şunları söyledi:

“Bu kadar önemli bir babaya sahip olmak zordur çünkü insan kendini çok önemsiz hisseder.”

Sigmund Freud’un büyük bir hayranı olan Eduard belli ki zekasını babasından almıştı ancak sağlığı onun önünde engel olmaya devam ediyordu. Tüm bu başarılar onun iyi bir hayat süreceğine dair umutları yeşertmiş olsa da üniversite yıllarında kendinden yaşça büyük bir kadına aşık oldu ve hüsranla sonuçlandı. Bunun sonucunda bir intihar girişiminde bulundu ve 22 yaşının bir bölümünü akıl hastanesinde geçirdi. Kendisine şizofreni teşhisi kondu. Bu dönemde çok sert tedavilere maruz bırakıldığı için kalıcı bilişsel ve hafıza sorunları oluştu.

Nazi partisinin iktidara gelmesiyle birlikte Albert Einstein 1933 yılında Amerika’ya yerleşti. Baba-oğul birbirlerini bir daha asla göremedi ancak bağları kopmadı. Einstein’ın ikinci eşi “bu kader onu bitiriyor” diyordu ancak Einstein Yahudi olması sebebi ile yaşadığı şehri terk etmek zorunda kaldı.

Eduard Einstein
Görsel Kaynak ve Kapak

Aslına bakılırsa Einstein, iki oğlunu yanına alarak Amerika’ya gidebileceğini düşündü ancak Eduard’dın zihinsel sağlığı onların birlikte kaçmasını engelledi. Bu nedenle ikilinin arasındaki yazışmalar onlardan geriye kalan tek miras oldu.

Einstein, hastalığın annesinden genetik olarak geçtiğine inandı ancak bu hiçbir şekilde ispatlanmadı. Tarihi bilgilere göre eski eşi Maric parasız ve çaresiz kalmıştı; buna rağmen piyano öğretmeni olarak geçimini sağladı ve evlerini satarak ailesini geçindirdi. Büyük oğlu Hans ise Barkey Üniversitesi’nde profesör olmuştu. Ancak bu ailedeki her birey ayrı ayrı trajik bir yaşam öyküsüne sahipti.

Peki ya ona ne oldu?

Eduard, hayatının geri kalanını İsviçre’de bir akıl hastanesinde geçirdi. Babası onu her zaman kendisine daha yakın gördü ancak kader onları ayırmıştı. Eduard hayatının sonuna kadar edebiyata ve sanata ilgi duydu. Hayatını daha zora sokan tedaviler karşısında 1965 yılında felç geçirerek hayatını kaybedinceye kadar sanatsal yönünü hiç bırakmadı.

Eduard Einstein, Zürih’te bulunan Hönggerberg mezarlığına gömüldü. Ailesi onun bu hayat hikayesi ile şizofreni hakkında insanları bilinçlendirmek için çaba harcadı.